Haber Detayı
11 Ekim 2021 - Pazartesi 17:53 Bu haber 203 kez okundu
 
Yörük Ali Efe kendi yaşamını anlatıyor
Yörük Ali Efe, yaşam öyküsünün girişinde soyunu, sopunu, aşiretini ve ne yaptıklarını şöyle anlatır:
KÜLTÜR Haberi


SARITEKELİ AŞİRETİ’NDEN ABDİ

Yörük Ali Efe, yaşam öyküsünün girişinde soyunu, sopunu, aşiretini ve ne yaptıklarını şöyle anlatır:

“1312 (1896) yılında Aydın ili Nazilli ilçesi Sultanhisar bucağının Kavaklı Köyü üzerindeki Güney Dağı’nda doğdum.  Babamın adı Abdi’dir. Sarıtekeli Aşireti’nden Ayvaz oğullarından Molla Abdil oğlu denilmekle maruftur. Bu Sarıtekeli Aşireti’nin mühim bir sahası olup Aydın, Muğla, Denizli, Antalya arasındaki yaylalarda ve kışlaklarda göçebe halinde bulunmakta idiler. Şu anda babamın amcaoğulları yayla ve kışlağa göçebe halinde gidip gelirler. Soyumuz kalabalıktır. Anam ise Aybi Aşireti’ndendir. Ve dedemin uzaktan akrabasıdır. Adı Fatma’dır. Anamın soyuna da Atmacıoğulları derler. Hâlâ atalarına ait yaylalar mevcuttur.”

Efe’nin aktardıklarının devamında onun dağlara kadar gidecek olan yaşam seyrinin nedenlerini de görürüz. Osmanlı ülkesinin gün gün hakim olduğu topraklardan geri çekilmesi ve bunun sonucunda türeyen düşmanlık olgusu aktarılır:

“Ufak yaşımdan itibaren atalarımdan dinlediğim hatıralar ve gâvurların yapmış olduğu kötülükleri sık sık işitmemiz ve bazen muhitimizdeki gâvur esnafın takındığı tavırlardan doğmuş ve muhakeme kabiliyetim geliştikçe bu düşmanlık bütün benliğime kök salmıştır.”

Yörük Ali Efe, erken yaşta bir iftira yüzünden hapse girdiğini yazar. Askerliğe büyük bir heyecanla gider. Silah kullanmayı çocukluğundan beri sevmektedir. Bunu kendisi için iyi bir spor olarak görür ve arkadaşlarıyla tertip ettikleri av partilerinden söz eder. Askerliğe büyük bir ümitle gitmiştir. Askerlikte gördüğü haksızlıklar onu ocaktan soğutur ama en önemlisi “gâvur” subaylara olan tepkisi dikkat çekicidir. Öyle ki, yukarıda aktardığımız şekilde bahsettiğimiz düşmanlığın sürekliliği asker ocağında da sürer:

“Bizim Türk üstlerimizden gördüğümüz muamele daima bizi memnun eder fakat gâvur zabitlerinin en ufak bir hareketi içimizdeki intikam hissini körüklerdi. Dayak yediğim gâvur zabitinin adını maalesef bilmiyorum. Arkadaşımı aynı gâvur zabiti bir tokatta öldürmüştür. Bu bizim ordudan bir an evvel kaçmamıza sebep olan hadiseler arasındadır. Zabiti öldürmek için bir  çok planlar kurduksa da muhiti tanımadığımızdan ve bu sebepten kurtulamayacağımızdan dolayı onu vurmadık.”

Efe, askerden kaçar. Alanyalı Molla Ahmet Efe’nin çetesine katılır. Bir buçuk sene sonra Efe’nin ölümü üzerine kızanlıktan efeliğe geçer. Efe’yi ve çetesini takip eden teğmenin ismi de epeyce tanıdıktır. Gerisini Yörük’ten dinleyelim:

“Takibimizde gezen mülazım (Teğmen) Feti Bey’dir. Biz kötü bir idarenin elemanı olan ve yanlış bir fikre saplanan bu temiz kalpli Türk zabitine mert bir düşman nazarıyla bakardık. Bu üç sene zarfında daha birçok zabitlerin takibine maruz kaldık. En sonuncusu Feti Bey’dir.”

Efe, Kurtuluş Savaşı’nda önemli rol oynamış silah arkadaşlarından Kıllıoğlu Hüseyin Efe hakkında da ilginç bilgiler verir. Üç sene birlikte zeybeklik yaparlar. Milli Mücadele’de de üç sene yakın arkadaşlıkları olduğunu ifade eder. Ölümü üzerine de şu çarpıcı açıklamayı yapar:

“Hüseyin Efe, Milli Mücadele’nin sonlarında Çine Kaymakamı Etem Bey’le aralarında çıkan itilaftan dolayı kaymakamı öldürtmek için kızanlarından birisine vurdurttu. Fakat kaymakam ölmedi. Ayağı sakat kaldı. Kıllıoğlu da yaptığı bu suçtan ötürü eşkiyalığa çıktı. Hüseyin Efe, üç ay kadar dağda dolaştı ve Nazilli jandarma kumandanı Yüzbaşı Arap Nuri Bey’in vaadiyle “Bozdoğan kazasına sığınırsa bütün suçlarının bağışlanacağına” dair olan teminatla Bozdoğan’a geçti. Fakat o gece belediye binasında verilen ziyafet bittikten sonra oturduğu bina bomba ile tahrip edildi. Binanın tahribiyle ölmeyen Efe (İki arkadaşıyla ki bunlardan birisi kardeşidir.) teslim oldu. Bu teslim olmuş Efe’nin teslim olması göz önünde tutulmayarak hepsi de kurşunla öldürüldüler. Teslim olan Efe’nin ve kızanlarının kurşunla öldürülmektense adalete teslimi gerekirdi.”

Efe’nin adalet beklentisinin altını çizmesi dikkate değerdir. 1945 yılında yazdığı hayatında Hüseyin Efe meselesinin ardından yaşananlar ve arkadaşının ailesiyle ilgili verdiği bilgileri de buraya aktarma gereği duyuyoruz:

“(Hüseyin Efe’nin) Diğer kardeşi Osman da, zeybek oldu diye hapsedildi. Ve Çine’den Söke, Söke’den de tekrar Çine hapishanesine nakledilirken, çeteler tarafından kurtarılmaya çalışıldı diye bir söylenti çıkarıldı ve zaptiyeler tarafından vuruldu. Şimdi bir oğlu vardır. İki kız kardeşi ve validesi hayattadır.”

MİLLİ MÜCADELE’YE KATILMAK İÇİN TEŞKİLAT KURULUYOR

Yörük Ali Efe, buradan itibaren geriye dönerek Milli Mücadele için nasıl teşkilatlandıklarını anlatıyor. Teşkilattaki efeleri saydıktan sonra Miralay (Albay) Şefik (Aker) Bey’in kendileriyle irtibata geçtiğini belirtir. Miralay Şefik, teşkilatın gücünün artması için üç gönüllü subayı bu teşkilata dahil eder. Yörük Ali Efe ardından Yunan’a yapılan ilk baskını şöyle anlatır:

“Yunanlılara ilk baskını Sultanhisar civarında (Malgaç) çayı üzerinde bulunan büyük şimendifer köprüsünü korumağa vazifeli bulunan Yunan karakoluna yaptık 16 Haziran 1335 (16 Haziran 1919) 45 arkadaştık.”

CELAL BAYAR’LA KARŞILAŞMA

Efe’nin hayatı Cumhuriyet ilanı sonrasının da resmigeçidi gibidir. Daha sonra Türkiye’nin üçüncü cumhurbaşkanı olarak (1950-1960) arasında tarihe geçecek olan Celal Bayar nam-ı diğer Milli Mücadele’nin Galip Hocasıyla karşılaşmasını şöyle anlatır:

“Aydın’ı aldığımız zaman Gümrükönü denen Aydın’ın en kalabalık bir mevkiinde Bozüyük Köyü’nden Hacı Süleyman isminde bir zat halka hitap ettiği bir sırada halk arasında siyah cüppeli, beyaz sarıklı, siyah sakal ve gözlüklü bir zat, genç bir molla, bravo hocanız doğru söylüyor diyerek etrafa söz söyleyip duruyordu. Hocanın sözlerini dinlediğim bir sırada benim gurubumda bulunan genç molla tarafından söylenen bu sözler nazarı dikkatimi çekti. Ben hışımla, “Hoca siz kim oluyorsunuz?” diye sorduğumda, “Ben hoca değilim. İzmir’in İttihat ve Terakki kâtibi mesulü idim. Yunanlıların beni araması üzerine kaçtım. İsmim Celal’dir. Namı müstearımda Galip Hoca’dır(Celal Bayar)” diye kendisini tanıtması üzerine tanışmış olduk. Celal Bey bilahare Köşk Cephesi’nde ve karargâhlarda çalıştı ise de sonradan Nazilli heyeti merkeziyesinde bulundu.”

(NOT: Orhan Kemal, senaryoyu hazırlarken “Sayın Celal Bayar’ın Galip Hoca olarak görünmesinin mahzurlu olup olmadığını” Cengiz Yörük’e sorar. 1953’te Celal Bayar Cumhurbaşkanı’dır. DP iktidarının ilk yıları. Orhan Kemal’in senaryoyu hazırlarken dönemin siyasi iklimini dikkate aldığı görülüyor. Zira bir başka mektupta Yunanistan’la Türkiye’nin olumlu ilişkiler içinde olduğunu da gözetmek gerektiğini söyler)

Tam da bu satırlardan sonra Efe’nin ifadesiyle “Saraçoğlu Şükrü Bey”in bahsi geçer. Şükrü Bey’le buluşmalarına sebep İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir soruşturma heyetinin “Aydın vakası” üzerine yaptıkları çalışmadır. Efe’nin bu aktardıkları aslında İtilaf devletlerinin işgal konusunda Yunan birliklerine sınırsız bir destek vermediklerini de ortaya koyuyor. İtalya’nın sık sık saf değiştirmesi, taktik konumlanması bunda etkili olmuş olabilir; ancak bir soruşturma heyetine üç büyük devletin temsilcilerinin girmiş olması ve Türk temsilcilerle görüşmeleri dikkate değerdir.

Efe, Şükrü Bey’le ilgili kısımda devamla milletvekili seçiminden söz eder. Daha önce de vekil seçimi yaptıklarını; ancak İstanbul’da İngiliz hükümetinin meclisi dağıtmasında söz eder. Efe, anlaşılıyor ki, son Osmanlı Mebusan Meclisi’ne işaret etmektedir.

BABI ALİ’YE İSYAN TELGRAFI

Efe, Aydın’ın işgali esnasında kritik kararlara imza tattığını da belirtir. Aydın yanıp yıkılırken Fırka Komutanı Şefik Bey, ateş emri vermemektedir. Devamını Efe’den okuyalım:

“Bunun üzerine Miralay Şefik Bey’e hitaben bir topçu çavuşu ile şu yolda bir pusula yazdım: ‘Emrinizde bulunan topları düşmana karşı kullanmaktan çekiniyorsanız, göndermiş olduğum çavuş ve adamlarım bu işi birlikte yapacaklardır. Ateşe mani olmayacağınızı ve adamlarıma zor kullanmaya mecbur etmeyeceğinizi zannediyorum. Çünkü adamlarım emrimi her ne pahasına olursa olsun yerine getireceklerdir.’

Bu yazım üzerine Şefik Bey topların ateşine müsaade ederek, Babıali’ye isyan demek olan şu yoldaki ilk telgrafını çekmiştir: ‘Millet topu da tüfeği de elimden aldı kendisi kullanıyor’ demişti.”

Yunanlılar Nazilli’den kaçarlarken şehrin seçkin kişileri rehine alır. Efe, işgal kuvvetlerinin takipten kurtulmak için bütün rehineleri kurşuna dizdiğini belirtir ve şöyle tamamlar: “Bu kurşuna dizilenler arasında makineli tüfek ateşinin kurşunları ilen yalnız yaralanıp da yaşayan Nazillili Hacı Hamdi ve Mehmet Ağa hamdolsun hâlâ hayattadırlar.”

YUNAN İŞGAL KOMUTANLIĞI’NA NOTA

Aydın’a taarruz etmek için gerekli kararlar alınacaktır. Bu amaçla Efe’nin de içinde olduğu teşkilat Umurlu’da toplanır. Yunan İşgal Komutanlığı’na halka zarar vermeden geri çekilmeleri için nota verilmesi kararlaştırılır. Efe, bu notaya karşılık Yunan komutanının Köprübaşı’na kuvvet yolladığını yazar.

Türk kuvvetlerinin Aydın’a girmesi de anılarda yerini alır. Şehirdeki muharebe Ramazan Bayramı’nda da sürer. Bu arada Efe, Rum mahallelerinin nasıl yandığını da anlatır:

“Biz o civarda muharebe ederken Rumlar, Müslüman mahallelerini ateşe vermişler fakat değişen rüzgâr istikameti bütün Rum mahallelerinin yanmasına sebep olmuş, Yunanlılar da Topyatağı ve Çakıroğlu bahçelerine sığınmaya mecbur kalmıştı.”

MUĞLA KUVAYI MİLLİYE TEŞKİLATI

Yörük Ali Efe, anılarında Muğla’daki Kuvayı Milliye teşkilatının kurulmasına da katkıda bulunduğunu anlatır. Muğlalı Ragıp ve Hamza Beylere teşkilatın kurulması yönünde ısrar ettiklerini yazar. Ancak, Muğla’da başka bir sıkıntıyla karşılaşır:

Muğla’ya Kuvva-i Milliye teşkilatını kabul ettirmemiz çok zor olmuştur. Muğla Müstakil Mutasarrıflığı ilk anda böyle bir teşkilatın kurulması aleyhinde bulunuyor ve bunu kabul etmek istemiyordu. En sonunda namuslu ve milliyetperver Muğla eşrafının isimlerini Muğla’yı bilmediğimden Çine’de Hafız Hidayet Efendi’den öğrendim. Öğrendiğimiz bu milliyetperver Muğla eşrafının teşkilat kurmalarını Mutasarrıflığa telgrafla bildirdim. Altı saatlik bir telgraf münakaşasından sonra Mutasarrıflık bu husustaki emirlerimizi kabul etmek mecburiyetinde kaldı.”

Yörük Ali Efe, ilk silahları nasıl temin ettiklerini de söyler. Anlatılanlar ilk direnişlerin tamamen halka dayandığını gösteriyor:

“İlk silahlarımızı halk arasından, kır bekçilerinden kırağı, tek tüfek, mavzer gibi silahları toplamak suretiyle elde ettik. Aydın’ı almamızla pek çok silaha kavuştuk. 57. Fırkanın Aydın’da bırakmış olduğu silahları tamamen denecek derecede ele geçirdik. İtalyanlardan arada sırada silah alırdık. Fakat bu esaslı bir alış veriş değildir. Ve Kuvva-i Milliye’ye yardım edecek kadar olmamıştır.”

Anılarda, 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz da Efe’nin İzmir havalisine kadar gediğini okuruz. Yörük Ali Efe, Gaziemir’e kadar gelir ve buradan geri dönmeyi doğru bulur. Talancıların mesuliyetinin onun üzerine yıkılması ihtimalini gözetir. Yollardaki talancı güruhları geri döndürür.

BUCA’DA YAŞAM VE SAKATLANMA

Yörük Ali Efe, anıların sonunda günlük hayatından da söz eder. Dağlara çıkmış, muharebeler görmüş bir Efe’nin çok sıradan bir kazada sakatlanması hayat hikâyesinin trajedisidir sanırım:

“1 Ağustos 1926 Pazar günüydü. İşim olmadığı halde İzmir’e inmek arzusunu htim. O zamanlar İzmir’in Buca Nahiyesinde oturuyordum. Sabah sekiz treni ile İzmir’e indim ve Alsancak’ta tramvaya atladım. Okumayı yeni öğrenmiş gazete okuyordum. Gazetede gördüğüm herhangi bir can sıkıcı havadisten ötürü kolumdaki bastonu aşağıya düşürdüm. Bu asabiyetim üzerine düşünmeden önde oturduğum halde aşağıya ters olarak atladım. Bu üzücü kaza üzerine her iki ayağımı da diz kapaklarımdan yedişer santim aşağıdan kaybettim.”

Söz konusu belgelerde “Aydın Mutasarrıflığı’na” ve “Menderes Grup Komutanlığı’na” gönderilen Yörük Ali Efe imzalı telgraflar da yer alıyor.

SONUÇ

Türk Kurtuluş Savaşı, birçok yönü ve dinamikleriyle hala incelenmeyi bekliyor. Türk sinema tarihçisi Nijat Özön, 1950’lerden 1970’lere kadar bu dönemin sinemada yeteri kadar ele alınmadığını ve Milli Mücadele ile ilgili hafıza tazeyken, kişiler hayattayken sinemacıların buna eğilmesi gerektiğini yazdı, durdu. Sinemacıların içinde Orhan Kemal gibi engellemelerle karşılaşanlar da oldu. Ama herhalde tarihçisinden sinemacısına kadar herkesin bir parça sorumlu olduğunu da kabul etmek gerek. Bugünün araştırmacılarının da en azından yeni belgelerle bu dönemi aydınlatmaya ve tartışılmasına katkı sunmaya gayret etmesi gerekir. Yörük Ali Efe’nin kendi kaleminden hayatının burada duyurulmasının bu çabanın bir parçası olmasını dilerim.

KAYNAKÇA:

Orhan Kemal Müzesi Arşivi, Cihangir-İstanbul

Orhan Kemal-Eşe Dosta Selam (Mektuplar), Hazırlayan: Işık Öğütçü, Everest Yayınları, 2020, İstanbul

Orhan Kemal, Senaryo Tekniği ve Senaryolar, Everest Yayınları, 3. Baskı, 2008, İstanbul

Nijat Özön, Karagözden Sinemaya, Kitle Yayınları, 1994, Adana

Agâh Özgüç, Türk Filmleri Sözlüğü, 2008, İstanbul

Kaynak: () - Haber Merkezi Editör: Kent Sokakları
 
Etiketler: Şükrü Çekinmez, Yörük Ali Efe kendi yaşamını anlatıyor
Haber Videosu
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Alıntı Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Fenerbahçe
16
10
1
1
5
7
2
Trabzonspor
15
14
0
3
4
7
3
Altay
15
14
2
0
5
7
4
Beşiktaş
14
14
1
2
4
7
5
Hatayspor
13
14
2
1
4
7
6
Konyaspor
13
11
0
4
3
7
7
Alanyaspor
13
7
2
1
4
7
8
Fatih Karagümrük
11
11
2
2
3
7
9
Galatasaray
11
10
2
2
3
7
10
Kayserispor
11
9
2
2
3
7
11
Adana Demirspor
9
12
2
3
2
7
12
Sivasspor
9
10
2
3
2
7
13
Antalyaspor
8
7
3
2
2
7
14
Gaziantep FK
8
6
3
2
2
7
15
Başakşehir FK
6
7
5
0
2
7
16
Kasımpaşa
6
7
3
3
1
7
17
Yeni Malatyaspor
6
7
5
0
2
7
18
Göztepe
5
7
4
2
1
7
19
Giresunspor
2
2
5
2
0
7
20
Çaykur Rizespor
1
4
6
1
0
7
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı